Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Gunes , o sicak yuzu ile merhaba derken bu sabah Karanliktan cıkmaya calısan sogumus bedenime, Gozlerimi acıp, sana da merhaba diyemedim.
Düşledigim gibi olmayacakti yine bu sabah Sen olmayacaktin yanimda goremeyecektim maviligini Yagmayacaktı mutluluk yagmurları üzerime Merhaba desem ne olacak hersabah Pencereme gelen su sicak günese...
HELLO
Sun, while saying hello this morning with its warm face To my cold body that is trying to get out of the darkness, I couldn't open my eyes to say hello to you too.
It wouldn't be like I've imagined again, this morning You wouldn't be by my side, I wouldn't be able to see your blueness Happiness rains wouldn't rain on me What would happen if I said hello every day To this warm sun that comes to my window...
Geçemezsin kalbimin sokaklarından artık sana geldiğim yollardan döndürdün beni kendime sarılacağım yeniden seni hiç sevmemiş gibi kimsesiz bir vedanın busesini söküp dudaklarımdan gökyüzüne fırlatacağım varsın söz dinlemesin gözlerim varsın ağlasın isterse yağmurlarla seni unutacağım Vuramayacak artık anılarında beni gönlümün arka sokaklarında dolaşmak yok korkmuyorum şarkılardaki veda makamından korkmuyorum Kalbimle Buluşmaktan beni benden başkası vuramaz artık inan Seni unutacağım en yorgun yerindeyim hayatın en yoğun acısındayım sevdanın hüznün karanlığını aydınlatacağım her sabah biraz daha kendime sarılıp SENİ UNUTACAĞIM
yapraklar dökülürken dalarından yüreğimde acı bir hüzün var maziden kalan sanki seninle yasadığım ilk baharın çiçekleriydi hazan kokan
oysa mevsim simdi son bahar yaşanmış onca ilk bahardan,, bana arda kalan sonbahar ne hayallerimiz vardı ne düşler kurmuştuk hatırlasana hani elerimi hiç bırakmayacaktın
kışın ayazında yüreğimde yanan alevim olacaktın hani gözlerimde şimşekler gibi çakacaktın hani nefesim ruhum olacaktın oysa simdi mevsim sonbahar
yapraklar dökülüyor tıpkı ben gibi savruluyor her biri bir yana tıpkı hayallerim gibi rüzgarda uçuşuyor hatıralarımız her ne yöne baksam içinde sen varsın
hani biz kışı yasamayacaktık hani iki bendende bir can olacaktık hani elerin elerimden kopmayacaktı nefesin nefesimden gitmeyecek di ve simdi sen yoksun ansızın yoksun bir rüya gibi rotasız bir gemi gibi nerden nereye gidisi beli olmayan göçmen kuşlar gibi
ve simdi mevsim sonbahar
yapraklar dökülüyor tıpkı ben gibi yokluğunla kuruyan bir ağaç misaliyim baharlara yelken açayım derken uçsuz bucaksız uçurumlar gibiyim ha düştü ha düşecek sarılacağım koklayacağım sende yoksun artik
ilkbaharımdın sen benim aldığım nefesim canında hayat bulduğum her çiçekle seni konuşurdum her dalga seni anlatırdı bana senden söz ederdi tıpkı bir masal gibi ama simdi sen yoksun
yüreğim suya hasret çöl kumları gibi hani ilkbaharımdın benim simdi mevsim sonbahar kış ayazı sensiz geçer mi bu yürek kuru ayazda sevgisiz yanar mi sen yoksan yaşanır mi bu hayat
simdi mevsim sonbahar
yaprak dökümü yarınlarım var önce geçmişi bir anda sildin yaşanmışları hiçe sayarak seni seviyorum derken sende yalan oldun simdi yoksun mevsimlerim hazan sen kokar hangi sevdasına yandığım beni bu kadar yakar
dağ olsa erirdi şirin olsaydı isyan ederdi aslı olsa sana kahır ederdi keremler gibi sevdim seni Ferhatlar gibi dağları deldim simdi sen yoksun mevsim yine sonbahar yasanmış onca maziden bana kalan hazan mevsimlerim var
yokluğunda bile ah etmiyorum sevgi fedakarlık demek mutlulukların en güzelini diliyorum sana bir gün gerçek sevgiyi tanıdığında sokaklara atıldığında ben gibi yolarda seni aradığımda anlarsın içinden derin bir ahhhhh çekersin sende ben gibi için için kanarsın
bense seni sonsuzluğa giden durakta bekleyeceğim
seni yine
ellerimde kır çiçekleri
ve
papatyalarla
karşılayacağım
yüreğimde yine ayni yanar dağ ayni sevgim olacak senin gelişin sevdayı tanıman çok geç olsada ben seni yine seveceğim burada mevsim hep ilk bahar olacak
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar? Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var; Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin... Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum. Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum; En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında... Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin, Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim! Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim! Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin; Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini, O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini
MY EYES IN YOUR EYES
Do you always look so childlike? Do they always have this fire burning deep inside? There is something in your looks that calms me down; As if I am at the shore of the calmest seas... I am a sailboat now, at your harbor I came from thunderstorms, resting in you. I wish this tranquility, this silence never ends; I wish these matchless moments with you last forever... Never close your eyes, never let your light go away, My day, my light, my silkworm! My last flower alive in my fall garden! I wish my tired heart never sees grief with you; Don't separate your childlike eyese from my eyes, Your pure, honest, secluded eyes
We lived with you the sweetest of memories In a cosatal town, for three days and three nights I caught fire when my hands touched yours You were so warm, so bright
We created our own universe on the sands With beauty, happiness and love Were those minutes really lived Did we really exist, or was it all a dream
Even those times passed That craziness, hard to live again Those forests that we burned with our warmth
You, the ones who now live in that coastal town Hear this, understand this, and shout this out loud Such a memory can't be lived again.
Anı...
Ne varsa en güzel üç gün üç gece Bir kıyı şehrinde seninle yaşadık Tutuştum,elim ellerine değince Öylesi sıcaktın,öylesi aydınlık
Güzellikten,mutluluktan,sevgiden Kumların üstünde bir evren yarattık O dakikalar yaşandı mı sahiden Bir düş müydü yoksa gerçekten var mıydık
Nasıl geçip gidiverdi o zamanlar O bir daha zor yaşanılır çılgınlık O alev alev yaktığımız ormanlar
Ey şimdi o kıyı şehrinde kalanlar Duyun,anlayın,haykırın çığlık çığlık Böyle bir anı bir daha yaşanmaz artık.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Sussa sessizlikten kurur... Konuşsa adı "ayrılık " olur. Kalktı ayağa... Yürüdü... Uzun uzun uzaklara yürüdü. Ayrılıyordu. Şehrin suçlar bakışlarından sıyrılıyordu… Gözlerini kapatıp, sustuğu gözlerde uyanmayı diliyordu… Gözlerinde şiir vardı; topladığı karanlık yanlarıyla, hüzünlerce konuştu… Hüzünlerce koştu yeni hüzünlere… Altı çizili satırlara yürüyordu, ardına bile bakmıyordu… Yerlerden topluyordu siyah yanlarını... Ayrılığı ayaklarına batıyordu…(Terk edilmişti… Giden şehri yüzüstü bırakıp gitmişti... Bilmediği bir kentin kaldırım taşlarında soğutuyordu ateşini…)“Okuduğun satır aralarında bul beni. Baktığın denizlerde ben varım; bak! boğuyorum bir düşünü daha… Sen iste yüreğim feda olsun... Sen öyle bir yürek acısı, sen öyle bir alın yazısı… Farkettin mi? kırsal kesimlerde açmıyor vaadettiğin güller... Yanılıyorsun, cami avlusunda el açmıyor yetimler…”İki kent… İki şiir... İki gözyaşı... İki ölüm… Biri mutlu, biri acı; iki son… Öyküsüne öykündüğüm ömrünün, içine gizlediğin ömrüm... ... “Sen ölsen ben böyle yapmazdım...” Susan bir sessizlikten daha fazla değildi hissettiklerim... Elimde akşamdan kalmayan ve komşudan istesem de alamayacağım “bir fincan düş ”…Ayrılığı ölüm geçiyordu vakit; gittin... Oysa, “sen ölsen ben böyle yapmazdım”... Gözlerimden kaçan uykusuzluğu ararken açmıştım gözlerimi uykuna... Sen beni uyu bu gece... Ve hayra yor, gördüğün zorunlu rüyaları...Verileri alınmış hafızası terk edilmiş bir bedenden diliyordu af...Duymuyordu… Duymak istedikçe vazgeçiyordu... Ondan bahsettikçe kendinden oluyordu.. Hücreleri bölünmüş bir düşten söz ediyordu... Yarasının kalmamıştı vuslata yararı. Düş… değildi. Nasip… değildi. Mucize olmaktan vazgeçiyordu... Tarif
edilebiliyordu, o halde artık bu düş değildi... Düş’ü-yordu...
… Sonra farkettim ki… Zaman…Acımasız bir acıyla yoğrulduğum zamanlardı, acıma acırken mutsuzluğu el yordamıyla işlediğim... Bir şarkının nakaratında kaldığım zamanlardı bunlar; aklım kalbime yar’dı... Kimsesiz kaldığım zamanlardı... Ben vardım... Sen yoktun. Hüzünle yoğurdum gülüşlerimle, hiç bu kadar kendimin kalmamıştım. Ve ben hiç bu kadar senin olmamıştım... Çünkü ben... Hiç bu kadar yalnızlığın acemisi olmamıştım…Yalnızlığı dilime doladığım zamanlardan seslenirdim sana; vücut sıcaklığıma, göz yaşı sağanağıma uygun zamanlar değillermiş... Anladım... Köprüden önce son çıkış burası, dahası var mı (?) Son burası... Karanlığın bile karanlığından gizlendiği yer burası... Burası uçurum... Burası son... Burası dip... Biraz eğil sende bak... SONRASI… İki kent… İki şiir... İki gözyaşı... İki ölüm… Biri mutlu, biri acı; iki son… Ve inledi bir yürek; “Sen ölsen ben böyle yapmazdım...”
Olho para trás para ver o quanto eu andei, Olho ao redor para saber onde estou, Olho para frente para poder continuar, E continuando irei chegar, E ao chegar vou olhar para trás E aí então...recomeçar.
I look backwards to see how much I walked, I look around to see where I am, I look forward to keep going; and continuing I will go to arrive, and when come I go to look at stops backwards And then to recommence
O amor, Ah que lindo nome! Uma palavra pequena, mas com um significado imenso. Alguém ai sabe me dizer o que é amar? Com certeza cada um vai ter uma história para contar.
The Love, Oh that beautiful name! A small word, but with a huge significance. Someone i know tell me what is love? Surely each one will have a story to tell.